2 min read

Electronica'nın Kuzey Sınırları

Electronica'nın Kuzey Sınırları
Photo by Coppa Cover / Unsplash

Elektronik/dans olarak nitelendirilen popüler türlerin içerisinde kendimi en yakın hissettiğim electronica olmuştur. 2014 yılında Üsküdar sahilinde bir minibüste ilerlerken Bonobo'nun "The North Borders" albümünü keşfetmiştim. Bu albüm için bir tanımlama yapmak gerekseydi doğru kelime sanırım "doku" olurdu. Bonobo'nun her albümde kendi stilinde farklı şeyler deneyerek elektronik/dans türü içerisinde özgün bir yer edindiğini söylememiz gerekiyor bence. Beni biraz da electronica türüne ısındıran isim oldu bu yüzden.

Sadece four on the floor olarak tabir edilen, her ölçüde bir kick vuruşunun olduğu ve plastisitenin ("müziğin plastisitesi" kavramı için ayrıca yazı yazacağım) öne çıktığı günümüz elektronik dünyasında, gerek algoritmayı ve kaosu işin içine katması, gerek akustik enstrümanları, doğal seslerin manipülasyonlarını, tınıları, döngüsel ritimleri işin içine katmasıyla Bonobo ve bir çok electronica müzisyenini diğer rave dünyasından, özelliklerle de DJ'lerden ayırmamız gerekiyor. Eğer değerlendirme ölçütümüz yaratıcılıksa, bunun hakkını böyle verebiliriz.

Albümle ilgili en bariz hissedilen şeyin doku olduğunu söylemiştim. Albümün tamamında farklı ses dokularının bir komposizyon için bir araya geldiğini hissedebilirsiniz. Bunu en bariz hissettiren kişisel favorim olan "Emkay" isimli şarkı diye düşünüyorum. Şarkıda bir salıncakta sallanan tınılar gibi duyulan temel bir endüstriyel motifin yanı sıra, eşlik eden okyanus dalgasına benzer sesler ve çan benzeri perküsif sesler ilk cümleleri oluşturuyor. Şarkının bütününe bakarsak, ara sıra giren house vokali etkisi, minimal kullanılan üflemeliler ve orkestral motif komposizyonun tamamını oluşturuyor. Bu parçayı bu kadar detaylı özetlememin nedeni aslında albümün tamamında benzer tını bütünlüklerinin kurulmuş olması. Şarkıların kendi içindeki tutarlılıkları büyük oranda bu tınıların bir araya gelmesi ile ve akustik seslerle harmanlanmasıyla oluşturulmuş.

Bonobo'nun daha çok tanınmasına yol açan "Cirrus" isimli parçada, içi boş gibi duyulan perküsif seslerden bir armonik bütünlük yaratılmaya çalışılmış ve bu perküsif sesler dinleyen kişide gerçekten hipnotik bir etki yaratıyor. Albümde bir çok favorim var, ama diğer en beğendiklerime de kısaca değinmek istiyorum. Manipüle edilmiş bir çan sesini andıran bir motife sahip, chill hissiyatlı "Don't Wait", harp tellerinin seslerini zekice konumlandırdığı "Sapphire" ve Erkyah Badu'nun sesi ile başka boyutlara taşınan "Heaven For The Sinner" albümdeki diğer favorilerim.

Son olarak, bu albümün yaratıcılık anlamında yeni dönem elektronik işleri arasında bir kült olduğunu düşündüğümü söylemem gerek. Bonobo'nun diğer işleri ile ilgili ayrıca değerlendirmeler yapacağım.

Değerlendirme: 8/10