3 min read

Fütürizm: Geleceği Şekillendiren Sanat

Fütürizm: Geleceği Şekillendiren Sanat
Photo by Safe Republic / Unsplash

Teknolojik gelişmeler yaşam pratiklerimizi değiştirmektedir. Sanayi Devrimi sonrası değişen dünyada insanların günlük yaşamına yeni giren makine bilinci, sanatı da şekillendirmiştir. 1900'lerin başlarında ortaya çıkan fütürizm akımı doğrudan makineleşmeyi yücelten bir amaç edinmiştir.

Fütüristlere göre ilerlemenin yolu, geleceği bu dönüşüm üzerinden tasarlamaktır. Bu yüzden fütürist sanat, makineleşmenin yol açtığı gelişmeleri imgeler; şehir hayatı, fabrikalar, arabalar, hız, hareket…

Luigi Russolo'nun "Gürültü Makineleri"

Her ne kadar fütürist manifestodan önce bulmuş olsa da Jules Marey’in fotoğrafçılığa hareket kavramını getiren “Kronofotografi” tekniği, Russolo’nun müzikte gürültü kavramını öne çıkarmak için tasarladığı “Gürültü Makineleri”, Boccioni’nin resimde şehir hayatını ve hareketi öne çıkaran tablosu “La Strada Entra Nella Casa” ve yine hareketi öne çıkaran “Unique Forms of Continuity in Space” isimli heykeli gibi erken dönem fütürist işler sayıca az olsalar da, sanat dünyasında yeni fikirlere ilham verdiler.

Edebiyatta da benzer bir durum vardı, manifestodan önce edebiyatta ortaya çıkan bilim kurgu türü sanayi devriminden sonra ilk örneklerini vermiştir. Mary Shelley’nin ünlü “Frankenstein”ı, Jules Verne’nin “Aya Yolculuk”u bunlardan bazılarıdır. Georges Méliès’in 1902 yılında çektiği “A Trip to the Moon" isimli film ise bilim kurgu türünün sinemadaki ilk örneği sayılabilir. 1927'de Fritz Lang’ın yönetmenliğini yaptığı “Metropolis” filmi ise ilk büyük bütçeli bilim kurgu filmi oldu.

Fritz Lang’ın “Metropolis” filminden bir sahne

Fütürizm çok fazla yapıt veremediği için sanatsal alanda çok fazla tutunamamıştır, ama etkilerini düşünürsek görevini başarıyla yaptığını söyleyebiliriz. 1920'lerde müzikte bazı besteciler gürültü öğesini komposizyonlarında kullanmaya başlamışlardı. Bu durum tını öğesine olan merakın artmasına sebep oldu. John Cage gibi besteciler bu arayışı destekleyen yazılar yazdı.

1951 yılında Paris’te şehir seslerini, gürültüyü ve tını kavramını temel alan bir stüdyo kuruldu. Pierre Schaeffer ve ekibi, alışkıl enstrümanlardan ziyade gerçek seslerle müzik yaratma amacını güdüyordu. Bu çalışmalar “Musique Concrète” tarzını yarattı ve elektronik müziğin ilk örneklerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu duruma fütürizmin dolaylı olarak etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

Fütürist etkinin en net görüldüğü edebiyatta ve sinemada ise bilim kurgu türü gelişmeye devam etti. “Star Trek” 1966 yılında, “Star Wars” 1977 yılında yayınlandı. Tarkovski’nin yönetttiği bilim kurgu uyarlaması “Solaris” 1972'de yayınlandı. Bulunduğu zamandan bin sene sonraki evreni hayal eden “Star Trek” gibi yapımlar fütürist düşüncenin gücünü göstermektedir.

1980'lerde fütürizm neo-fütürizm ile geri döndü. Daha çok mimarlıkta gelişmeye başlayan yeni anlayış aslında bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ile bağlantılıdır. Neo-fütüristler dijital dünya ile insan etkileşiminin artması gerekliliğini savunmuşlardır. 80'lerin neo-fütürist mimarisinin en ikonik örneklerinden biri Fransa’da bulunan “Futuroscope” isimli tematik parktır. Günümüzde ise Zaha Hadid’in tasarladığı “Dongdaemun Design Plaza” gibi yapılar neo-fütürist mimariyi temsil etmektedir.

"Futuroscope"

90’lardan sonra yaşam pratiğimiz dijitalleşmeyle birlikte tamamen değişince, sanatta değişmiş ve insansızlaşmaya başlamıştır. Artık sanatçılar ne yapacaklarına karar verip, sanat eserlerini dijital ortamlarda bilgisayarlara yada yapay zekalara yaptırabilme imkanına sahip olmuştur. Bu da günümüz dijital sanatını ortaya çıkarmıştır. Bugün dijital sanatla uğraşan bir çok kişi fütürist bir anlayışa sahiptir.

Refik Anadol’un yaptığı sanat da fütürist bir düşünce ürünüdür. Makinelerin rüya görmesi fikrini temel alan “Machine Hallucinations”, meteorolojik radar verilerini kullandığı “Boğaziçi / Bosphorus”, Nasa’nın uzaya gönderdiği araçlarla elde ettiği verileri görselleştirdiği “Space Exhibition”isimli eserleri buna örnek gösterilebilir.